Study your flashcards anywhere!

Download the official Cram app for free >

  • Shuffle
    Toggle On
    Toggle Off
  • Alphabetize
    Toggle On
    Toggle Off
  • Front First
    Toggle On
    Toggle Off
  • Both Sides
    Toggle On
    Toggle Off
  • Read
    Toggle On
    Toggle Off
Reading...
Front

How to study your flashcards.

Right/Left arrow keys: Navigate between flashcards.right arrow keyleft arrow key

Up/Down arrow keys: Flip the card between the front and back.down keyup key

H key: Show hint (3rd side).h key

A key: Read text to speech.a key

image

Play button

image

Play button

image

Progress

1/55

Click to flip

55 Cards in this Set

  • Front
  • Back
Söylediklerimi anlıyabildiniz, değil mi?
You were able to understand what (the things that) I said, weren't you?
Benimle gelebilir misin?
Can you come with me?
Gelemem.
I can't (come).
Olacak mı?
Will it happen (work, turn out well)?
Olabilir. Olabilir.
It may. It may (happen, etc.)
Olamaz!
Impossible! (It cannot happen, etc.)
Ben gidemez miyim?
Can't I go? (Do you mean to say that I can't go?)
Okuyabildiğim kitaplar çoktur, okuyamadığım kitaplar azdır.
The books I've been able to read are numerous; those that I haven't been able to read are few.
Ahmet gelemeyeceğini söyliyecek, fakat gelebilecek.
Ahmet will say that he won't be able to come, but he'll be able to.
İstediklerinizi bulamadılar.
They couldn't find (the things) what you wanted.
kutuya giremeyecek kadar büyük
too big to go into the box
Otomobil daha çabuk gitmez mi?

Daha çabuk gidemez.
Won't the car go faster?

It can't go any faster.
Pasaportunuzu aldıktan sonra oraya gidebilirsiniz.
You can go there after you have received your passport.
Caddedeki otomobilin kimin olduğunu bilmiyor musunuz?
Do you know who owns the car out there on the street?
Yarın gelebileceğinizi ümit ediyoruz.
We hope that you'll be able to go tomorrow.
(tramvayda) Ön tarafa geçiniz, baylar. Orada boş yer çoktur. Burada inmek istiyen var mı? Galatasarayda inecek var mı?
(In the tramway) Move up towards the front, gentlemen. There's a lot of empty space there. Is there anyone who wants to get off here? Is there anyone who is going to get off at Galatasaray?
(telefonda) Alo, Alo! Orası neresi, efendim? Burası İhsan Şirketi, efendim. Ahmet Bey orada mı?
Hello, Hello! What number do I have, sir? This is the Ihsan Company, sir. Is Ahmet Bey there?
(telefonda) Hangi Ahmet Beyi istiyorsunuz, efendim? Bay Ahmet Memetoğlu. Hayır, efendim. Burada yokmuş. Her halde çıkmış. Bundan yarım saat evvel buradaydı.
Which Ahmet Bey do you want, sir? Ahmet Memetoglu Bay. No, sir. He's apparently not here. He's certainly left. He was here a half hour ago.
(telefonda) Siz kimsiniz, efendim? Ben erdoğan Yılmaz. Erdoğan Bey! Siz misiniz? Benim, efendim. Ya siz?
Who are you, sir? I'm Erdogan Yilmaz. Erdogan Bey! Is that you? It's me, sir. And you?
Ben Ankaralı Saıt. Bugün geldim. Maşallah, Sait Bey. Hoş geldiniz! Hoş bulduk, Erdoğancığım. Nasılsın? İyi misin? İnşallah iyisin.
I'm Sait from Ankara. I came today. That's great Sait Bey. Welcome! I'm glad to be here. My Erdogan. How are you? Are you fine? God willing you're good.
Teşekkür ederim, Sait, çok iyiyim. Ya sen, sen nasılsın? Ben de iyiyim teşekkür ederim. Ne var ne yok, Erdoğancığım?
Thank you Sait, I'm very good. And you? How are you? I'm also good, thank you. What's up my Erdogan?
Eyvallah, Erdoğan Bey. Bir randevum var. Allaha ısmarladık. Ahmet Beye yarın tekrar telefon edeceğimi lutfen söyler misin? Hay hay! Saıt Bey. Söylerim. Güle güle, efendim.
Well, Erdogan Bey. I've got an appointment. Good-bye. Will you please tell Ahmet Bey that I'll phone him again tomorrow? Sure, Sait Bey! I'll tell (him). Good-bye, sir!
Yaşlı kadın ağlıya ağlıya oturdu.
The old woman sat weeping bitterly.
Çocukların arkadaşlarından en küçüğü budur.
This is the smallest of my children's friends.
Onlara göre siz oraya iki defa gitmişsiniz.
To hear them tell it, you're alleged to have gone there a couple of times.
Türkiye'de göreceğiniz şehirlerden en büyüğü İstanbul'dur.
The biggest of the cities you'll see in Turkey is Istanbul.
Ahmet, iki güzel halı satın aldığını yazdı.
Ahmet wrote that he bought two nice rugs.
Evinizin arkasında iki büyük ağaç mevcut olduğu doğru mudur?
Is it so that you've got two big trees out behind your house?
Ahmet! Al bu parayı! Koşa koşa tütüncüye git, çabuk iki gazete al!
Ahmet! Take this money, run fast down to the tobacconist('s store, and) quickly buy two newspapers.
Türkiye'de göreceğiniz şehirlerden en büyüğü İstanbuldur.
The biggest of the cities you'll see in Turkey is Istanbul.
Gazeteleri alanın ismini biliyor musunuz?
Do you know the name of the individual who purchased the newspapers?
Ahmet, iki güzel halı satın aldığını yazdı.
Ahmet wrote that he bought two nice rugs.
Bu dünyada bundan daha güzel bir dağın mevcut olduğuna inanmıyorum.
I do not believe that there is a more beautiful mountain in all the world.
Evinizin arkasında iki büyük ağaç mevcut olduğu doğru mudur?
Is it so that you've got two big trees out behind your house?
Bu adam ne iş görüyor? Gazeteci midir? Öğretmen midir?
What is this fellow's job? Is he a newsman or is he a teahcer?
Süyelanın kıskardeşinin bizde iki üç gece kalacağını ümit ediyoruz.
We hope that Suheyla's sister will stay with us for two or three nights.
Ahmet! Al bu parayı! Koşa koşa tütüncüye git, çabuk iki gazete al!
Ahmet! Take this money, run fast down to the tobacconist('s store, and) quickly buy two newspapers.
Türkiye'de göreceğiniz şehirlerden en büyüğü İstanbuldur.
The biggest of the cities you'll see in Turkey is Istanbul.
Gazeteleri alanın ismini biliyor musunuz?
Do you know the name of the individual who purchased the newspapers?
Ne diye gelmedin, Ahmet?
Why didn't you come, Ahmet?
Her sabah saat 9.30da buraya gelebileceksiniz, değil mi?
You'll be able to get here every moring at 9:30, won't you?
Bu dünyada bundan daha güzel bir dağın mevcut olduğuna inanmıyorum.
I do not believe that there is a more beautiful mountain in all the world.
Bu adam ne iş görüyor? Gazeteci midir? Öğretmen midir?
What is this fellow's job? Is he a newsman or is he a teahcer?
Her sabah buraya gelebileceğinize inanmam.
I don't believe that you'll be able to get here every morning.
Süyelanın kızkardeşinin bizde iki üç gece kalacağını ümit ediyoruz.
We hope that Suheyla's sister will stay with us for two or three nights.
Size bir fincan çay vereyim mi, efendim?
May I give you a cup of tea, sir?
Ben gitmezsem siz de gitmeyecek misiniz?
If I don't go, won't you go either?
Neden bahsedelim?
What shall we talk about?
Hakikaten gitmelidiniz mi?
Did you really have to go?
Hakikaten gitmeli misiniz?
Do you really have to go?
Siz ne dersiniz? Biz gidelim mi, gitmeyelim mi?
What do you say? Ought we to go, or not?
O gelirse kitabı ona vereceğiz.
If he comes, we'll give him the book.
Onlar ise gidemediler.
They, however, could not go.
'Teşekkür ederim, efendim,' deyin.
Say, 'Thank yo, sir!'
Parayı bize vermek mecburiyetinde değildi.
He didn't have to give us the money.