Study your flashcards anywhere!

Download the official Cram app for free >

  • Shuffle
    Toggle On
    Toggle Off
  • Alphabetize
    Toggle On
    Toggle Off
  • Front First
    Toggle On
    Toggle Off
  • Both Sides
    Toggle On
    Toggle Off
  • Read
    Toggle On
    Toggle Off
Reading...
Front

How to study your flashcards.

Right/Left arrow keys: Navigate between flashcards.right arrow keyleft arrow key

Up/Down arrow keys: Flip the card between the front and back.down keyup key

H key: Show hint (3rd side).h key

A key: Read text to speech.a key

image

Play button

image

Play button

image

Progress

1/57

Click to flip

57 Cards in this Set

  • Front
  • Back
Polis birden binaya doğru koşmaya başladı.
The policeman suddenly started running toward the building.
Bize doğru gelen bey kim?
Who is the gentleman coming toward us?
Ekim ayına doğru Ankaraya gitmeyi düşünüyorum.
I am thinking of going to Ankara around October.
Öğleye doğru eve döneriz.
We will return home around noon.
Cebavın doğru değil.
Your answer is not correct.
Bana doğru söyle.
Tell me the truth.
John çok doğru bir insan.
John is a very honest person.
Gazeteye göre film festivale bugün başlıyor.
According to the newspaper, the film festival starts today.
Bu elbise tam bana göre.
This dress is just right for me.(Is suitable for me)
Bu film çocuklara göre değil.
This movie is not suitable for children.
Konya, Adana'ya göre daha soğük bir kent.
Compared to Adana, Konya is a cold city.
Bana göre hava höş.
Expression meaning: it's all the same to me.
Lale, gül kadar güzel bir çiçektir.
The tulip is as beautiful a flower as the rose.
Arzu, annesi kadar sabırlı değil.
Arzu is not as patient as her mother.
Rockefeller kadar zengin bir adam.
(He is) a man as rich as Rockefeller.
Sele karşı önlem almamız gerek.
We must take precautions against flood.
Ben bu sözlemeşmeye tamamiyle karşıyım.
I am completely against this agreement.
Ankara'ya kadar uçakla gittiler.
They went as far as Ankara by plane.
Istasyona kadar Ali'yle birlikte yürüdüm.
I walked with Ali up to the station.
Seni saat beşe kadar bekleyeceğim.
I'll wait for you until five 'o clock.
Saat üçe kadar büroda olmam gerekiyor.
I have to be at the office by three o' clock.
Adana'ya gelince mutlaka beni ara.
When you come to Adana, make sure to call me.
Zil çalınca kapıyı açtım.
When the bell rang I opened the door.
Hızlı konuşunca sizi anlamıyorum.
I don't understand you when you speak fast.
Yeşil ışık yanınca karşıya geçibilirsin.
You may cross the street when the light is green.
Ali gelmeyince maça yalnız gittim.
Since (when) Ali didn't come, I went to the game alone.
Telefon edince sana söylerim.
I'll tell you when I call you.
Büyük bir evim olunca...
When I have a big house...
Jane gelinceye kadar burada oturalım.
Until Jane comes let's sit here.
Tren kalkıncaya kadar bekledik.
We waited until the train departed.
Param olunca...
When I have money...
Sanki Almancayı çok iyi bilirmiş gibi konuşuyor.
He speaks as if he knew german very well.
Hastanede yüksek sesle konuşmamalıyız.
We shouldn't use loud voices in the hospital.
Annem üç saat önce uçağa bindi. Şimdi otelde olmalı.
My mother boarded the plane three hours ago, now she should be at the hotel.
Her insana güvenmeli miyim?
Should I trust everyone?
Misafirler akşam gelecek, evi sabahtan toplamak zorunda değilim.
The guests are coming in the evening, I am not obligated to clean the house in the morning.
Metroya binmek için sıraya girmek mecburiyetindesiniz.
In order to get on the metro you are obligated to get in line.
Aç değilsen sofraya oturmaya mecbur değilsin.
If you are not hungry you are not obligated to sit at the table.
Partiye gitmemek için arkadaşıma yalan söylemek mecburiyetinde kaldım.
In order to not go to the party I found myself obligated to lie to my friend.
Insanlarla iyi geçinmek için bazı şeylere tahammül etmek gerekiyor.
In order to get along well with people sometimes it is necessary to put up with things.
Arkadaşımı kırmamak için istemeye istemeye sinemaya gitmek zorunda kaldım.
In order not to hurt my friend I found myself obligated to go to the movies unwillingly.
Niçin gittin? Gitmem lazımdı.
Why did you go? It was necessary that I went/ I had to.
Bu mektubu yazmanız lazımdı.
It was necessary that you wrote the letter (implied that you did)
Bu mektubu yazmalıydınız.
You should have wrote the letter (implied that you didn't)
Seni beklemesi lazımdı.
It was necessary that she waited for you (implied that she did)
Seni beklemeliydi.
She should have waited for you (but she didn't)
Uyanır uyanmaz kalkarım.
As soon as I wake up I get up (out of bed).
Evde kimsenin uyanmasını beklemeden kendime bir çay koyar, balkona çıkarım.
Without waiting for anyone in the house to wake up I make myself a cup of tea and go out on the balcony.
Akşam saat kaçta yatarsam yatayım, sabah erkenden uyanırım.
It doesn't matter when I go to bed, I always get up early.
Şimdi okuduğum kitap çok iyi.
The book I am reading now is very good.
Içtiğiniz çay iyi mi?
Is the tea that you're drinking good?
Okuduğunuz mektubu ne zaman aldığınız?
When did you get the letter that you're reading?
Şimdi oynadıkları topu nereden aldın?
Where did you get the ball that they are playing with now?
Içtiğiniz çorbayı eşim pişirdi.
My spouse made the soup that you're eating.
Berkeley'e geldiğim zaman saat dörttü.
When I came to berkeley, it was four o'clock.
Annem sevdiğim yemekleri yaptı.
My mother made the dishes that I love.
Oturduğunuz ev pahalı mı?
Is the house you live in expensive?